KANSERE YÖNELİK TEDAVİLER – DESTEKLEYİCİ VE TAMAMLAYICI UYGULAMALAR



A – Kansere Yönelik Tedaviler (Girişimsel Onkoloji)

Girişimsel Radyolojide kanserlere yönelik bazı tedavi uygulamaları bulunmaktadır. Bu tedaviler tek başlarına uygulanabildikleri gibi, diğer tedavi yöntemleri ile kombine edilebilir veya sıralı olarak uygulanabilirler. Bazı hastalarda birinci seçenek olabilirler. Bazı hastalarda diğer birinci tedavi seçeneğinin önemli bir alternatifi olarak uygulanabilirler. Bu tedavi yöntemleri ile uygun bazı hastalarda tam bir tedavi sağlanabilir. Bazı hastalarda hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir, yaşam süresi uzatılabilir. Diğer tedaviler için hastaya zaman kazandırılabilir (nakil veya ameliyat için bekleyen hastalar). İlerlemiş bazı olgularda kanser ile oluşan olumsuzluklar giderilerek yaşam kalitesi arttırılabilir.

Girişimsel Radyolojide kanser tedavileri genel olarak iki şekilde uygulanır:

1. Perkutan Ablasyon Tedavi :  Ciltte açılan milimetrik bir delikten özel iğneler ile vücut içerisine girilir (perkutan). İğne, görüntüleme eşliğinde tümöre kadar ilerletilir ve tümör içerisine uygun bir şekilde yerleştirilir. Tümör hücreleri bu iğneler vasıtası ile kimyasal olarak, termal olarak veya yüksek voltajlı bir elektrik akımı uygulanarak tahrip edilir (ablasyon). İyi seçilmiş uygun vakalarda, işlemlerin uygun bir şekilde yapılması koşulu ile tümör dokusunun tamamen tahrip edilebildiği ve tam bir iyileşme sağlanabildiği çalışmalar ile gösterilmiştir. Perkütan ablasyon tedavilerinde hastalar çoğunlukla aynı gün taburcu olurlar. Tümörün tam olmayan tedavisinde, nüksetmesi veya bir başka bölgede oluşması halinde eğer istenirse bu tedaviler tekrar tekrar uygulanabilirler.

En sık olarak termal ablasyon (ısı ile) yöntemleri kullanılmaktadır. Radyofrekans, mikrodalga ve lazer ile ısıtarak, kriyoablasyon ile dondurmak suretiyle tümör hücreleri tahrip edilir. Kimyasal ablasyonda tümör içerisine bazı maddeler (alkol gibi) enjekte edilerek tümör hücreleri tahrip edilir. Daha yeni bir yöntem olan geri dönüşümsüz elektroporasyon’da (nanoknife) tümör hücreleri elektrik akımıyla tahrip edilirler.

2. Atardamar İçi Tedavi : Tedavi tümörü besleyen atardamar içerisinden direkt tümöre olacak şekilde uygulanır. Uygulamalar anjiografi eşliğinde yapılır. Girişimsel Radyolojide bu şekilde uygulanan özel bir bölgesel kemoterapi ve bölgesel radyoterapi yöntemi bulunmaktadır. Bu tedaviler: İntraarteryel kemoterapi, transarteryel kemoembolizasyon (TAKE) ve transarteryel radyoembolizasyon (TARE) olarak bilinmektedir. Bu yöntemler bilinen klasik kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinden oldukça farklıdır.

Klasik (bilinen) kemoterapi Onkoloji bölümünde yapılmaktadır. Girişimsel Radyolojideki uygulamadan farklı olarak, kemoterapi ilaçları tümör dokusundan uzakta bir toplardamar içerisine verilmektedir. İlaç sadece bir bölgede bulunan tümör dokusuna değil vücudun her yerine dağılmaktadır. Vücutta birçok bölgeye yayılmış olan kanserlerin tedavisinde en uygun seçenektir. İlaçlar sistemik dağıldığı için yan etkileri daha fazladır.

İntraarteryel Kemoterapide; ilaçlar tümörü besleyen atardamarlar aracılığıyla direkt olarak tümöre uygulanır. Tümörün tek bir bölgede olduğu hastalarda ilaç tümüyle tümöre verilmiş olur. Böylece ilaç tümör dokusunda çok daha yüksek bir miktar ve etkinliğe ulaşır. Kemoterapi ilaçlarının sistemik dağılımı ve yan etkileri daha azdır. 

Transarteryel Kemoembolizasyon da esas olarak tümör atardamarına uygulanan bir bölgesel kemoterapidir. İntraarteryel kemoterapiden farklı olarak ilaçlar tek başlarına uygulanmazlar. Bazı kıvamlı maddeler ile karıştırılarak veya taşıyıcı özellikte mikro-taneciklere yüklenerek uygulanırlar. Bu karışım tümör hücreleri tarafından özel olarak tutulur veya tümör kılcal atardamarlarında  yüksek bir yoğunluğa ulaşarak damarların tıkanmasına (embolizasyon) neden olurlar. İlaçlar bu karışımdan yavaş ayrılırlar ve bölgede uzun süren yüksek yoğunluklu bir etkiye neden olurlar. Damarların tıkanması sayesinde bölgede yoğunlaşan ilaçların kan akımı ile bölgeden uzaklaştırılması önlenir, tümör hücrelerinin beslenmesi bozulur ve ölmeleri sağlanır. Kemoterapi ilaçlarının sistemik dağılımı ve yan etkileri çok daha azdır. Günümüzde bazı karaciğer kanserlerinin tedavisinde kullanılmaktadır.   

Transarteryel Radyoembolizasyon; atardamar içerisinden uygulanan bir çeşit bölgesel radyoterapidir. Dışarıdan uygulanan klasik radyoterapiden oldukça farklıdır. Mikro-taneciklere yüklenmiş bazı radyoaktif maddeler tümörü besleyen atardamar içerisinden direkt olarak tümöre  uygulanır. Klasik radyoterapiden farklı olarak, bu uygulama ile tümöre yüksek dozda radyasyon uygulanabilirken, normal karaciğer dokusu büyük oranda korunur. Kemoembolizasyonda olduğu gibi günümüzde sadece bazı karaciğer kanserlerinin tedavisinde kullanılmaktadır.    



B – Destekleyici veya Tamamlayıcı Uygulamalar  

Girişimsel Radyolojide kanserlerin tedavisine yönelik uygulamalar dışında, destekleyici ve tamamlayıcı tanı ve tedavi uygulamaları da bulunmaktadır. Tedavi veya takip sürecindeki kanser hastalarında, gerek hastalığa gerekse uygulanan tedavilere bağlı olarak ciddi bazı problemler oluşabilir. Kansere yönelik tedaviler zora girebilir, imkansız bir hal alabilir. Hastaların yaşam kalitesi düşebilir, hayati riskler ortaya çıkabilir. Bu tür problemlerin derhal giderilmesi ve bu hastaların desteklenmesi gerekmektedir.  

  • İlk tanı esnasında, yeni gelişen bir tümör odağının tanısında, uygun ve etkili bir tedavi protokolünün belirlenmesinde, tedaviye yanıtın izlenmesinde veya sürecin herhangi bir aşamasında biyopsi işlemi mutlaka gerekli olmaktadır.  

Alınan parçanın patoloji bölümünde incelenmesi ile günümüzde artık sadece kitlenin iyi veya kötü huylu olup almadığına karar verilmiyor. Tümörün alt doku tipi, hücrelerin çoğalma hızı veya tümörün büyüme oranı, yayılım ve tekrarlama potansiyeli, hormon reseptörlerinin varlığı, genetik anormallikler, lenf veya damar tutulumu gibi hastalığın seyri hakkında önemli bilgiler veren belirteçler de artık tespit edilebiliyor.  

  • Kanser dokusunun büyümesi ve çevre yapılara baskı oluşturmasına bağlı olarak bazı yapılarda (safra veya idrar yolları, yemek veya soluk borusu, bağırsaklar vb.) daralmalar veya tıkanıklıklar gelişebilir. Bu yapılardan geçiş (pasaj) engellenebilir ve ciddi problemler oluşabilir. Daralan veya tıkanan bölgeye bağlı olarak sarılık gelişebilir, böbrek fonksiyonları bozulabilir, kişinin yemesi veya soluk alması mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda balon ile genişletme veya stent yerleştirme ile pasaj yeniden sağlanabilir. Darlık veya tıkanıklıklar nedeniyle boşalamayan ve biriken vücut sıvıları drenaj kateteri yerleştirilerek boşaltılabilir. Ağız yoluyla gıda alamayan hastalarda mideye tüp yerleştirme ile kişinin beslenmesi sağlanabilir.
  • Vücut boşluklarında (kalp, akciğer, batın) toplanan ve kişide rahatsızlık veya sağlık problemi oluşturan sıvılar drenaj kateteri yerleştirilerek boşaltılabilir.
  • İlaç, serum, kan veya kan ürünleri, damardan beslenme (TPN) ve kemoterapi uygulamaları için hastaya uygun bir damar yolu sağlanabilir (santral venöz kateter ve port uygulamaları).  
  • Kanser tedavisi veya takibi sırasında oluşan toplardamar veya atardamar problemlerinin anjiografi ile tedavileri (kanserli dokunun damara basısına bağlı olarak oluşan darlık veya tıkanıklık, pıhtı oluşumu gibi problemler, tümörlerin kanaması).    
  • Batın içi kanserlerinde (pankreas kanseri gibi) oluşan şiddetli ağrı için sinir blokaj uygulamaları (çölyak ganglion blokajı gibi).
  • Karaciğerin kanserli kesimlerinin ameliyatla çıkarıldığı hastalarda, bakiye kalan hastalıksız karaciğer dokusu yaşam için yeterli olmayabilir. Bu tür ameliyatlardan önce, hastalıksız karaciğer kısımlarının geliştirilmesi gerekli olmaktadır. Hastalıklı karaciğere ait besleyici damarlar tıkanarak, karaciğerin bu kısımları küçültülür (portal ven embolizasyonu). Böylece kan akımının tamamı hastalıksız karaciğer kısımlarına yönlendirilir ve bu kısımların  büyümesi sağlanır.   


Doç. Dr. Murat GEDİKOĞLU

Temmuz 10, 2021
| Girişimsel Radyoloji